Enerji Şifaları

Enerji Şifaları

Enerji terapileri denilince Reiki, Bio-enerji, Chi Gong gibi farklı uygulamaların birini duymuş olmanız yüksek ihtimaldir. Bu makalede bu enerji terapilerinden biri olan Chi Gong’ un bilimsel temelleri açıklanacaktır.

Eski uygarlıklar enerjiyi Hindistan’da Prana, Japonyada’ki, Çin’de Chi gibi farklı isimlerle adlandırmışlardır. Bu enerjiler başkalarına şifa vermek, ruhani aydınlanma arayışları, savaş sanatları gibi pek çok farklı alanda kullanılmıştır. Çoğu zaman gizemli bir güç şeklinde yorumlanan, bedende dolaşan bu enerji akımının zannedildiği  gibi gizemli kavramlarla çok fazla bağlantısı yoktur. Ruhsal çalışmaları kapsayan uygulamaların detayları fazlaca olduğundan bu konulara değinilmeyecektir.

Enerji şifalarında kullanılan enerji, beden elektriği ve manyetizmasından oluşmaktadır. Bedendeki manyetik ve elektrik enerjisini artıran şey kan serumundaki yüksek alkali seviyedir. Yüksek alkali seviyede beden yoğun enerji üretmektedir.

Chi Gong uygulamalarında tan tien olarak adlandırılan, göbek deliğinin hemen altında bulunan ve bilimin ikinci beyin keşfi olarak adlandırıldığı, sinir uçlarının sayısının beyin nöronları kadar fazla olan karın bölgesinde manyetize  edilmiş enerjinin ellerden aktarılması prensibine dayanmaktadır. Düzenli olarak yapılan Chi Gong egzersizlerinin, kişinin yüksek seviyede elektrik, manyetik ve subsonik dalga yayma yeteneğini arttırdığı bilimsel olarak da kanıtlanmıştır.

Dev manyetik direnç buluşu ile fizik Nobel ödülünü alan Fransız Albert Fert ve Alman Peter Gruenberg de dolaylı olarak bu sistemin açıklanmasını sağlamış bulunmaktadırlar. Bilimsel olarak elektrik akımındaki çok küçük değişimlerin dev manyetik alanlara yol açabileceğinin anlaşılması bedendeki çok küçük elektrik akımı değişimlerinin nasıl yoğun manyetik enerjiye dönüştüğünü anlamamızı kolaylaştırmıştır. Bazı şifacıların neden yoğun manyetik auraya sahip olduğu ve çoğu zaman elektronik cihazların bu enerjiye bağlı bozulmalarının tek sebebi budur. Her zaman nicel değişimler artan oranlarda geometrik olarak yoğun niteliksel dönüşümlere yol açmaktadır.

İlk defa Çinli hekimler akupunkturla bedende dolaşan chi olarak adlandırılan bu enerji akımlarını sistematik olarak tanımlamışlardır. Günümüzde Yuda Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda akupunktur noktalarında diğer bölgelere nazaran doğada en yoğun elektrik iletkenliği özelliği gösteren bakır, çinko ve demir elementlerinin bulunduğun tespit edilmesi ve aynı zamanda bu noktalarda sinir ağlarının daha yoğun olduğu ve enerji meridyenlerinin kirlian fotoğraf teknikleri  ile tespiti akupunkturun bilimsel temellerinin doğrulanmasıyla sonuçlanmıştır.

Şifa; akupunkturda bu enerji kanalları iğnelerle uyarılarak ve chi gong ekolünü uygulayan şifacının, mikro kozmik enerji meditasyonu yöntemiyle, alt karında nefesiyle manyetize ederek yoğunlaştırdığı enerjiyi elleriyle doğrudan enerji meridyenlerine aktarmasıyla blokaj halde olan kanalları açma prensibine dayanmaktadır.

Enerjinizi doğru bir rezonansla kullanabildiğinizde migren, kronik ağrılar, depresyon gibi pek çok farklı konuda şifa sağlayabilirsiniz. Örneğin , modern tıpta yeni bir depresyon tedavisi olan beynin belli bölgelerine elektrik akımı ve manyetik uyarım vererek tedavi yöntemi geliştirilmiştir. Şifa çalışmalarında da ellerin başın üzerine tutulması benzer manyetik etki göstermektedir. Şifacı özellikle bakır kaplı odalarda, enerjisini ellerine yönlendirerek depresyonda ve psikosomatik hastalıklarda modern tıbbın bile ulaşamadığı başarıları yakalayabilmektedir.

Enerjinin şifa dışında Shaoling Rahipleri tarafından savaş sanatlarında kullanılması da başka bir konudur. Örneğin; enerjiyi boyun bölgesine yoğunlaştıran savaşçının, gırtlak bölgesine mızrak saldırısı yapılsa bile mızrak boğazı delememektedir. Termal kameralar bu sırada ısı enerjisinin boyun bölgesine yoğunlaşmış olduğunu tespit etmektedir.

Bedeni Alkali Yapan Başlıca Unsurlar

Bedeni alkali yapan başlıca unsurlar; katı bir diyet, doğru bir zihinsel tutum ve korunmadır.
Diyet kısmını açıklarsak ne kadar doğal gıdalarla beslenirseniz bedeniniz o kadar alkali olur. Bu bağlamda sebze ve meyve ağırlıklı beslenme ve hayvani  ve işlenmiş gıdaların azaltılması bazen de tamamen terk edilmesi bedeni daha fazla alkali yapacaktır.

Not: Limon asidik bir gıda olarak bilinir ama sindirim sürecinde bedeni en fazla alkalik ve bazik yapan gıdadır. PROGNOS Sistemi ile yapılan analizlerde ölçümlerinde şifacılarda yüksek alkali sonuçlara rastlanmaktadır.

Zihinsel  tutum; insan beyni sevecenlik, şefkat, sükunet, doğruluk gibi faziletlerde alfa dalgası yaymaktadır. Tibetli rahipler üzerinde yapılan araştırmalarda meditasyonun rahipleri alfa dalgası durumunda tuttuğu ortaya çıkmıştır. Peki, alfa dalgası yayan insan beyni bedeni nasıl alkali yapar?

İnsan beyni mutluluk hallerinde endorfin, melatonin, seratonin gibi kanı ve bedeni alkali yapan mutluluk hormonları salgılar. Bu hormonlar parasempatik sinir sistemini aktive eder. Sempatik sinir sisteminin aksine, bedeni yatıştırmak ve dengeye getirmekten sorumludur.

İstenmeyen durum olan sempatik sistemde ise nefret, korku, yalan, kıskançlık gibi duygularda beyin gerilim duygusunu arttıran delta dalgası yaymaya başlar. Delta beyin dalgaları evrim sürecinde günümüze kadar adrelanin ve noradrelanin gibi kaç ya da savaş hormonlarının salgılanmasından sorumludur. Sempatik sisteme bağlı olarak bu hormonlar salgılandığında;gözbebekleri genişler ve büyür, kalp hızlı atar, kalp kanı daha güçlü pompalar ve kan basıncı artar, dolaşımdaki kan önemli organlara çekilir, iskelet kaslarına ve kalp kaslarına daha fazla kan verilir, deri terler. Soluk yolları genişler ve solunum hızlanır. Kandaki şeker seviyesi artar. Bu şeker güçlü glikoz türevleridir ve bedene ani enerji vermektedirler. Bu hormonlar salgılandığında sanki yoğun şekerli bir madde tüketmişsiniz gibi bedeninize yoğun bir güç ve enerji gelir. Böylece tehlike hallerinde bacak ve kol kaslarınıza kaçmak ya da savaşmak için gerekli yoğun enerji sağlandığından savaşa hazırsınızdır.

Kritik sorun ise burada ortaya çıkmaktadır. Günümüzde tehlikeler azalsa da stres ve hızlı yaşam kaç ya da savaştan sorumlu sempatik sistemi sürekli uyarmaktadır. Artık sözde uygarlaştığımız için kızdığımızda düşmanlarımıza çoğu zaman saldırmıyoruz ama devam ettirdiğimiz düşmancıl duygular bu hormonların salgılanmasını devam ettiriyor.

Yoğun yaşam temposu, trafikte her an tetikte olma hali, iş stresi, özellikle şeker ve İşlenmiş gıdaların aniden kan şekerini yükseltmesi, sigaranın ve madde bağımlılık ajanlarının sürekli sempatik sistemi uyarması bedeni sürekli panik ve savaş durumuna sokmaktadır. Panik halini sürekli yaşayan beden enerjiyi savaşmak yada kaçmak yerine kullanacağına çoğu zaman yapay bir uygar görünme, sosyal yaşama adapte olma zorunluluğu yüzünden bedeni zorunlu bir pasiflik durumuna sokmaktadır.

Bu durumda kullanılmayan fazla enerji içinizde yıkıcı bir süreç yaratmaktadır. Neden duygularınızı ve saldırganlığınızı nazik bir şekilde ifade etmeniz, kendinizi tepkisiz bir olgunluğa sokmanız gerektiğini anlamışsınızdır. Aksi taktirde sürekli panik halde kızgın ve stresli olursanız bedenimiz bu yoğun bozucu kimyasallar sebebiyle günden güne zehirlenecektir.

Bu ani patlamalarda enerjinin kullanılması seçeneği de bedeni yıpratmaktadır. Ani hız ve saldırı sebebiyle sempatik sistemin yoğun bir şekilde devrede olduğu avcı ve sürekli stres altında avcılardan kaçmak durumunda olan hayvanlar bu nedenle erken yıpranmakta ve ömürleri kısa olmaktadır. Yapmanız gereken bir Chi Gong ustasının hafif dansı gibi, zen rahiplerinin dingin yürüyüşleri gibi, taocuların yavaş yaşamak ilkesi gibi yaşamanız en sağlıklı seçim olacaktır.

Sonuçta kötü duygulara sahip olan insanlar sürekli sempatik sinir sistemimi aktive ederek saydığımız bozucu kimyasal etkilere maruz kaldığı için kanları asidik bir duruma gelmektedir. Ne kadar asidik PH o kadar az beden elektriği ve manyetizma,  yani şifa enerjisidir. Kötü karakterli insanlar için kullanılan kanı bozuk deyiminin nerden geldiği çok açıktır. Ne varsa eskilerde var denir. Atasözleri benimsendikleri ve gerçekleri çok iyi açıkladıkları için binlerce yıldan günümüze kadar gelebilmiştir.

Duyguların beden kimyasını etkileme gücünden olsa gerek şifa çalışmalarını yapan kişilerin çoğu zaman iyi niyetli kişiler olduğu dikkatinizden kaçmamıştır. Katı bir diyet yapmayan şifacılarda da iyi niyet sonucunda oluşan alfa dalgaları bedenlerinde normal kişilerden daha fazla enerji birikmesi ile sonuçlanmaktadır.

Yalan söyleyen bir kişinin bu enerjiyi üretmesi nerdeyse imkansızdır. Bu durum son derece bilimsel bir nedene dayanır. Yalan söylerken beyin hücrelerine olmayan bir gerçekliği kaydetmeye başlarsınız. Zihniniz anlattığınızın şeyin gerçek olmadığını bilse de, beyinde gerçekle yalan aynı anda var olmaya başlar. Zamanla kendi söylediğiniz yalanlara sizin de inanmanızın sebebi budur.  Bilgisayara girilen bir virüs gibi beyin enerjisini inanılmaz derecede tüketir.

Koruyarak Beden Enerjisini Artırmak;

Toprakla direk temasın olması, yeterince güneşten gelen foton ışınlarını almak, elektro manyetik alan yaratan her türlü cihazdan uzak durmak, yaşlı ve hasta insanlarla fazla temas halinde olmamak, beden enerjisini korumak için gereklidir.

Taoizm ve Chi Gong ekolleri dokunduğunuz kişinin duygularının ve niteliklerin size geçeceğini iddia ederken bunu kastetmişlerdir. Depresyon halindeki bir kişi size dokunarak aynı hastalık yaratan enerjiyi size geçirebilmektedir. Bu durumun tersi de geçerlidir; sağlıklı kişide dokunarak depresyon hastasını zamanla iyileştirebilir.

Herhangi psikosomatik bir hastayla aynı mekanda kalmanız bile beyin dalgalarının birbirini etkilemesi sebebiyle sirayet geçiş gösterir. Psikologların zamanla hastalarından sirayet nedeniyle etkilendikleri ve sağlıklarının bozulduğu iddiası, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir konudur.  Atalarımız da “üzüm üzüme baka baka kararır” ya da “körle yatan şaşı kalkar” gibi deyimleri muhtemelen bu duruma istinaden söylemişlerdir.

Burada bahsedilen enerji her organın kendine özgü yaydığı elektro manyetik rezonanstır. Etkileşim frekansların karşılıklı birbirlerini etkileme azaltma ve yükseltmelerinden oluşan bilimsel bir sonuçtur.

Anlaşılması gereken diğer önemli bir konu; evrende entropik bir yasanın işlediğidir. Entropi herhangi bir şeyi bir arada tutmak için çaba gerektiğini aksi halde her sistemin ve maddenin dağıldığını veya bozulduğunu düzensizliğe gittiğini ifade eder. Madde düzeyinde her şeyde bir geçiş olması bu yasaya bağlıdır. Farklı sıcaklıklardaki nesneler ortak bir sıcaklığa gelene kadar ısı alışverişi yapmaktadır. Beynin ve organların yaydığı elektro manyetik rezonans ve beyin dalgaları da ortak bir rezonansa dengeye ulaşıncaya kadar enerji alışverişine devam etmektedir.

Bu noktada karşımıza çok önemli bir sorun çıkmaktadır. Bütün enerji şifa sistemlerinde etkileşime bağlı olarak şifacılarda hastalıklar oluşmaktadır. Eğer şifacı yakın temasla ellerini kullanıyorsa her zaman bozucu manyetik alan yani bir tür negatif enerjiye maruz kalma tehlikesi vardır. Tam da bu sebepten  Taocu rahipler ve bazı Chi Gong ekolleri chi bıçağını kullanmaktadırlar. Uzaktan chi bıçağıyla metale aktarılan titreşimsel enerji negatif enerjiye maruz kalmanızı engellemektedir.

Taocu bir deyişte; “living hero death hero” denir. Yani “yaşayan kahraman, ölü kahraman”.

Ellerinizle şifa vermeye devam ederseniz bozucu alan enerjisinin negatif enerjinin bedeninize gün ve gün birikeceğini ve zamanla hastalığa dönüşeceğini söylerler. İnsanları ellerinizle iyileştirebilirsiniz ama unutmayın sadece ölü bir kahraman olursunuz. Enerji cihazları ile yapılan ölçümlerde Reiki ve diğer uygulamaları yapan kişilerde chakra enerji alanlarında yoğun bozulmalar görülmesinin sebebi budur.

Şimdi de çoğu zaman hurafe olarak bakılan taşlardaki enerji etkileri ,nazar değmesi, kurşun dökme gibi inanışların ardındaki bilimsel temelleri açıklamaya çalışalım :

Halk arasında kurşun dökme olarak uygulanan gelenek, aslında bedene biriken negatif elektriğin topraklanmasından başka bir şey değildir. Kurşun özelliği itibarı ile radyasyonu bile bünyesine alacak kadar yoğun bir maddedir. Kurşundan daha yoğun olan elmas gibi kristal taşlar daha yoğun bir şekilde radyasyonu ve negatif enerjiyi daha güçlü bir şekilde topraklama özelliğine sahiptir. Ekonomik olmadığından röntgen odalarında kullanılması mümkün olmamaktadır. Bu durumun bilimsel izahı maddenin yoğunluğunun artmasıyla çekim kuvvetinin de artmasıdır.

Kristaller sırf bu yüzden yoğun yapıları sebebiyle negatif enerjiyi çekmek amacıyla kullanılır. Kurşun ve kristal elementler yoğun bir şekilde bedendeki negatif elektriği topraklar.

Pahalı bir elmas kadar kaya tuzu da kristal yapısından dolayı negatif enerjiye karşı kullanılabilmektedir.

Filozof Schopenhauer’ın  “insanların tek itiraf edemedikleri şey kıskançlık duygularıdır” derken kıskançlığın en yoğun negatif enerji yükü olduğunu belirtmek istemiştir. Nazar enerjisi en fazla kıskançlık duygularında ortaya çıkar.

Alternatif korunma için kuvartz kristallerinden olan ametis taşları ve çörek otu da güçlü bir negatif enerji emicidir. Çörek otunun negatif elektriği bünyesine aldığı Howard Üniversitesi’nde deneysel olarak kanıtlanmıştır. Çörek otunun bir çok eski kavimde büyü malzemesi olarak kullanılmasının sebebi bu olsa gerek.

Bahsetmişken enerji şifasını ilgilendirdiği için büyü konusunda da bir kaç söz söylememiz gerekmektedir. Büyü de tamamen bir enerji ve bilimsel simya üzerine kurulan bir sistemdir. Uzun yıllar anlaşılamayan Afrika’da kullanılan bir büyü tekniğini açıklayarak buna örnek verebiliriz.

Afrika’da bir tür büyü sonucunda kurban ölür ve mezara gömülür. Tıbbı olarak ölmüştür nabız atmaz ve beden soğuktur. Kişi iki gün sonra hiçbir şey olmamış gibi uyanmaktadır. Yapılan araştırmalarda büyücünün bir kirpi türüne ait iğneden alınan seprodoksin adlı kimyasalı kullandığı, bu kimyasalın kurbanın metabolizmasını aşırı yavaşlattığını nabzı hissedilemeyecek basınca getirdiği ve sahte bir ölüm olayı meydana çıkardığı anlaşılmıştır.

Nazar enerjisi ve ona karşı korunma önlemlerine de halk inanışlarında sık rastlanır. Bunlara örnek olarak nazar değeceğini anladığınızda; örneğin kıskanç bir kişinin enerjisinden korktuğunuzda kalçanızı fark etmeden kaşımanız gerektiğine inanılır. İtalyan kültüründe de nazar önlem için genital organların kaşınması adeti vardır.

Bu bölgelerin elle uyarılmasındaki amaç bu bölgelerin erojen yani sinir uçlarınca yoğun olmasından kaynaklanmaktadır. Yoğun sinir ucu bulunan bölgeler kışkırtıldığında enerji meridyenlerine yüklenen enerji miktarı artmakta ve aura denen enerji kalkanı yoğunlaşarak dışarı doğru yayılmaktadır ve negatif enerjinin sizin enerjinizi bozmasını engellemektedir.

Böylece özellikle mavi gözlülerin gözlerinden gelen foton ışınları enerjini kalkanınızın yükselmesine bağlı olarak negatif enerjiyi tepebilecektir. Mavi gözün daha fazla nazar yapabilme gücü renkli gözlerin evrimsel olarak sonradan oluşmasına bağlı olarak kusurlu olması ve foton enerjisini daha yoğun aktarabilmesinden kaynaklanmaktadır.

Halk arasında tembih edilen başka bir tavsiye nazar yapabileceğinden çekindiğiniz kişiyi gördüğünüzde ilk sizin konuşmaya başlamanızdır. Enerji şifaları ölçümlerinde gözlendiği üzere nefes verilirken enerjiniz dışarı doğru yayılmaktadır. Konuşurken nefesiniz dışarı verildiğinden enerjide yoğun bir şekilde dışarı yayılır ve negatif enerjiyi engelleyecek enerji kalkanı oluşturulmuş olur.

Dua ile iyileşme olgusu da öncelikle nefesteki manyetize etme gücünden kaynaklanır. Dua okuyan kişi son olarak hastaya üfleyerek manyetizmayı karşı tarafa aktarır. Bu sırada dua yapan kişide ortaya çıkan esneme ve uyku hali negatif enerjiye maruz kalınmasının sonucunda oluşmaktadır. Nazar değmesi ve negatif enerjiye maruz kalma durumunda beden kendini şifalandırmak için organizmayı uykuya zorlamaktadır.

Duanın bir diğer özelliği Aramice, İbranice, Arapça ve Sanktritçe dillerinin orjinalliğinin bozulmadığı ve doğada bulunan  7.83 Hz (Schumann Rezonansı)  frekansına sahip olduğu iddiasıdır. Arapça duaların ve Sankrit mantaraların şifa verebilme gücünün kaynağı da bu bozulmamış frekansların olması ihtimali yüksektir.  Budist Chanting’ler  şifada en özel frekanslara sahip olan dildir. Tibetli rahiplerin farklı rezonanslarla söylenen mantralarına internetten ulaşabilirsiniz.

Belirli rezonansların şifa ve hastalık yaratabileceği Morgon Rife, Hulda Clarck, Bob Deck gibi bilim adamlarının frekans terapileri çalışmalarıyla kanıtlanmıştır. Bir opera sanatçısının uygun ses frekansında bardağı çatlatabilmesi gibi enerji frekans cihazları ile doğru frekansla her tür mikro organizmada yok edilebilmektedir.

Sonuçta evrendeki her şey enerjiden oluşmaktadır. Doğru titreşimler her şeyi dönüştürebilir. Konunun detayları “Frekans Terapileri” makalesinde anlatılacaktır.

Sonuç olarak modern cihazların enerji meridyen yollarını tespit edebilmesi, halk inanışlarının mantıki nedenlerinin anlaşılması, enerji şifalarının bilimsel nedenlerini açıklayabilmektedir.

Hastalıklar öncelikle bedenin enerjetik alanının bozulması ile başlar. Ardından da daha az akışkan enerji katmanı olan bedene yansıyıp, fiziksel rahatsızlıklar haline dönüşür. PROGNOS Sistemi de bu enerji meridyen akupunktur yollarını ölçerek çalışmaktadır.

Özetle; enerji şifa çalışmaları yapan kişilerin keramet sahibi olmadığı, öte yandan belirli sistematik davranış, diyet, niyet ve meditasyonla bu enerji miktarının artabileceğinin anlaşılmış olduğunu umut ediyorum. Bilimsel neden sonuçların ötesinde insanoğlunun bilgisi her zaman sınırlıdır. Bu nedenle metafizik olguların kanıtlanamaması bu gerçeklerin olmadığını göstermez.